TÜRKİYE CANIM FEDA



zfr - Blogcu
zfr

zfr

Hayatımdan zevk almayı amaçlamıyorum. Sadece onun yüce olmasını istiyorum; bu ateşi sürdürmek için bedenimi, ruhumu yavaş yavaş yakmak zorunda kalsam bile...

11/10/2007

Yorumlar (yok) Yorum yazmak için tıklayınız!

bugün içimde bir sıkıntı var

8/10/2007

bugün içimde bir sıkıntı var
sebebi belli anlatamam ki
sen üzülme havalardandır

bugün içimde bir şey oldu
bir tel vardı sanki o koptu
sen üzülme yasaklardandır

bugün içimde eğlenmiyor çocuklar
bugün içimde söylenmiyor şarkılar

bugün içimde bir sıkıntı var
sebebi belli özledim seni
sen üzülme uzaklardandır

bugün içimde bir şey oldu
bir gül vardı belki o soldu
sen üzülme sıcaklardandır

Yorumlar (1) Yorum yazmak için tıklayınız!

29/9/2007

ve belki de aşk ciddi bir akıl hastalığıdır...
biliyorsun; ben hangi şehirdeysem, yalnızlığın başkenti orasıdır...
aylardır sensiz kalmaktan yorulduğumu, kendi kendimle kalmaktan delirdiğimi düşünüyordum;
ama yalnızlığım;
---sımsıkı sarıldığım, elinden tutup gezmeğe çıkardığım yalnızlığım---
beni hiç bu kadar korkutmuyordu...onda durup suyun akışını izlerken bilinmeyen bir kentte mutlak aşkı bulacağıma inanmak yalnızlığımı dindiriyordu...çünkü biliyordum: aşkı arayan herkes; bulduğunda çok daha yalnızdır...sonra sevmek hep tek kişilik oynanır...
fuzuli'ye ya da aragona gülsek de yaşamıyorduk onlardan...
tam koklayacakken sağa sola savrulan bir çiçek, büyülü bir kolye, belki üç harfin tesadüfen bir araya gelmesiydi aşk...ya da kaldırımlara oturulup yazılan şiirler ve belki de renklerini unutan denizsiz kentin martısıyla kaygının öyküsü...
dekorlara, duvarlara çarpsam iyi ya, oyunun en olmadık yerlerinde sevdalara takılıp yeniden düştüm sahneden...

yaralarıma ne zaman iyi gelir şimdi, ne de yanıtlarından korktuğum için sana soramadığım sorulardan vazgeçmek ve de seni anlamak için kendimi yeniden o büyük caddelerin kaldırımlarına atmak...

kafamı avucumuniçinde ezip öylece dolaşmak istiyorum...ne zamana kadar? nereye kadar? beynimin bütün kıvrımlarını bir ip gibi dolanan "yalnız başına yaşlanmak korkusu" niye? anılara şahitlik eden eşyalarla başbaşa kalmaktan, yılların yükünü tek başıma taşıyamayacağımdan niçin bu kadar korkuyorum? niye her ayrılıkta bir bahar temizliği istiyor içim?
şimdi yüreğim;
seni güneşe çıkarmak neye yarar? ömür nasıl geçer istasyonlardan? ya da istasyonlarda?
elim de yüreğimi bastırmaktan nasıl kurtulmadı? ölüm yüzünü kanat sislerine gizlerken, alışkanlık nasıl da sinsice yerleşti yüreğimize?
ne dersin? kahrolası şehirlerde biraz daha mı yaralayayım yüreğimi? aşk, sevgi zamanla öğrenilir mi? öğrenilirse ve aşık olmakla, divane olmak aynıysa; delilik öğretilen her şeye dil çıkarmaz mı?

ah, bir el kitabı da aşk için...
her yerde reyhan kokusu...
onca anılardan, verilmemiş sözlerden; bir geceye bir şişe şarap ve kadehler kaldı mı?
bir bilsen bende neler bıraktığını...

sonra; bir yaprak ne hisseder yere düşerken?

şimdi uyusam ve zaman çok çok hızla akıp geçse...ben o suyla toprağa karışsam; eğilsem; çok olsam, çok!

biri beni delirten bu soruları benden alsa..birazcık okşasa hüznümü...
bu sen olsan..bu, sen...

Yorumlar (yok) Yorum yazmak için tıklayınız!

Susarak Özlüyorum

19/9/2007

sözcüklerim varmıyor uzaklığına,
suskundur takvimlerde adım üstelik,
bir bir düşüyor bütün öpmelerim,
ağır yenilgiler alarak.
kalbimse sildi bütün defterlerde,
adresini, yokluğunu kıyamet bilerek.

Sadece susarak özlüyorum seni
Hiç tanımadan, ne garip …
Sense uzaklara çivili,
Bir deniz gibisin resimlerde

Dokunsan Dersim olur göçerim mecburen,
yalnızlığın on milyon olur,istanbul
duydum çok sonra,
adın önemli değil;
acın aynı tadı veriyor zaten.

Islık çalan zamanlardan gelmiştim,
bilirim bulutları eskitmenin güzelliğini,
zaman, o zaman değil şimdi,
güneş yine doğar bu kente,
ama gözlerin... gözlerin...

Şimdi adı yok hiç bir sevgilinin,
sıcak dokunuşunda dağılan,
binlerce öpücüğün...

İşte, buna bıçak çekiyorum,
bir kadın, aşkını savunan
bir çocuk, gülüşü gibi ince,
bir havalanış...yok
Belki de çekip vurmak ,
bütün uykuları göz kapaklarında...

Yorumlar (1) Yorum yazmak için tıklayınız!

Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi

18/9/2007

dalgınlığım suçlarıma eklenebilir

suskun bir kadını yaralarından sevdim
dalgınlık suları ki kâlb üzerinden geçer
yorgun bir bulut olup yatağına eğildim

eski bir dilden usulca konuşuldu; aşk
resimlerde bir ayrıntı olma inceliğidir,
ve kendi yüzünü şaşkın çocuklar gibi sevmenin
hiçbir yüze karşılık gelmeyen acemiliğidir...
aşkın zor dilini senin yüzünden ezberledim.

Yüzüne ince bir örtü gibi rüzgâr düşüren
aralık kalbinden aşklar dökerken tanıdım seni
geveze kımıltıların bahçesiydi dağınık tenin
ıssızdım uğramıştım ben üşüyen göçmen
anladım bu aşk sürer bizi evinden
uzak nehirler gibi kederli mevsimlere

güzelsin, küçük yağmurlar topladın da yüzüne
sana sığındıkça ıslandı yorgun saçlarım
n'olur şakacı bir yıldız gibi geceme gizlenseydin
gülümseyen, suya düşen ve kalbimi süsleyen
kırılmış ay parçaları gibi yatağıma inseydin

ah, beni yaralı aşklara üfleyen flüt
konuş ve suçumu suçsuzluğuma biriktir benim.

Yorumlar (yok) Yorum yazmak için tıklayınız!

Buralar

18/9/2007

buralar aynı.

bu aralar
soğuk. sevilemediklerim gibi üşütüyor adamı.

rüzgâr...
rüzgâr, soğuğa nazaran geçmişle aynı. üşütüyor ama yine de sarılıp kucaklıyor kendini bıraktın mı?..

kaldırımlar nemli, ıslak değil.
varmayı geciktiriyor
melankoliysen, içmişsen...
alnında sigaran da yanıyorsa özlüyorsun demektir seni özlemeyenleri.

özlem de o ya;
onlar da özleselerdi görüşüyordunuz elbet.
peki,
ayrılık baki de insanlık ölmedi ki! ya ölmüşse...!
o zaman ölümüne sevdin say insanca seni özlemeyenleri...

neyse artık; şehir aynı, şoförler aynı, minibüsler aynı...
hala iki öğrenci uzatıyor şoförün arkasında oturanlar. ve elli bin lirası olmayan tanışmalar başlıyor burada. havada çarpışıp sapaklara dağılıyor insanlarımızın konuşamamışlığı.

ben mi...?
ben hala "iyi günler" diliyorum minibüste kalanlara. onlar cevap vermiyorlar. cevap vermedikleri için rahatsız da olmuyorlar tanımadıkları bu adama.

aralık ayında istanbul başka oluyor. hele akşamları ışıklar...
salacak'tan kız kulesi'ne doğru bakacaksın...
artık silmişsindir geçmişi, bugün kendinle yalnız takılacaksın.
hani herkesten sakındığın, kendine bile utandığın, belki hiç hatırlayamadığın...
sen...

sen ateşliğine saçlarının, gülüşlerinin sıcaklığına inat, soğuk denizi de özlüyorsundur muhtemelen. o da senin gibi... uzaktan baktıkça, içlenip sigara yaktıkça güzel... bazen öyle ki dokunuyor bana.

boğ beni!

böyle gelip gitme yeter ki...

ama
deniz; dedim ya güçlü. inatla öldürmüyor kenarına serptiğim çocukluğumun izlerini.

garbı severdin belki.
hasretine nispet,
güneş her akşam batıyor burda.
her akşam buralar sen oluyor belki.

ve ben...

ben andolsun ki hiçbir akşam mutluluğun şerefine yakmıyorum şu
sigarayı!

şimdi sen bu şehirde benim yanımda değilsin ya; garip...

çok garip....

Yorumlar (yok) Yorum yazmak için tıklayınız!

18/9/2007

Yorumlar (yok) Yorum yazmak için tıklayınız!

18/9/2007

Serçenin ölmesinde bile bir bildigi vardır kaderin. Şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa bugün olmaz. Bütün mesele hazır olmakta. Madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış, erken bırakmış ne çıkar, ne olacaksa olsun!
William Shakespeare

Yorumlar (yok) Yorum yazmak için tıklayınız!

Farkına Varmak

18/9/2007

Neden sonra farkına varıyorsun
etrafındaki korkunç ıssızlığın.
Yar olsun, dost olsun, ne arıyorsun?
Adresi belli mi vefasızlığın..
Aşk, dostluk!..
Hepsi dökülür yapraklar
Çıplak bir ağaç, durgun suda aksin.
Yalnızlık dediğin hayatta başlar;
Kabir boyunca devam etmek için.
Cahit Sıtkı TARANCI

Yorumlar (yok) Yorum yazmak için tıklayınız!
zfя tarafından yapıldı